Amsterdam – Zaandam – Volendam – Marken

 

Birçok kadının whatsapp grup ismi “Bütün kızlar toplandık, gözünden kalp fışkıran smiley” şeklinde şeyler oluyor. Erkeklerin de buna benzer “Bros”, “Adsız Alkolikler” tarzı grupları mevcut tabi. İşte tam bunlardan bir tanesiyle, kafamız güzel olsun diye(itiraf.com) Amsterdam’a gitme kararı aldık .Tabi benim doğumgünüm olmasının da bir etkisi oldu bu noktada. 🙂

IMG_7468

Başlamadan bir konuya açıklık getirelim isterim. OHAL devam ettiği için kafalarda havalimanında SGK kontrolu, Emekli Sandığı dökümü vs kontrolu yapılıyor mu soruları mevcut herkeste. Ben de saf gibi gidip SGK’dan o dökümü almıştım ki alanda pc üzerinden sistemden bu kontrolun yapıldığını görünce önce bir ülkemle gurur duydum, 3 saniye sonra kendime geldim ve bu duruma düşürenlere selamımı ilettim.

İzmir-Amsterdam arası yaklaşık 4 saat sürüyor. Schiphol havalimanı epey büyük bir liman, içinde her türlü alışveriş imkanı mevcut, aynı zamanda tren istasyonlarına bağlı. Hani uçağa binmeme daha çok var ya da bekleme yapacağım derseniz, peynircilerde bedava karnınızı doyurabilirsiniz, çekinmeyin, zaten görmeyecekler sizi bir daha :).

Schiphol’den şehir merkezine gelmek için tren ya da taksi kullanılabilir. Biz tabi acımadık paraya, zenginiz ya, bastık parayı, atladık limoya, ver elini Amsterdam merkez. Şaka şaka! Tren 15 euro, taksi ise 45 euro civarında tutuyor, kişibaşı miktar itibariyle taksiyi tercih ettik, yaklaşık 20 dakikada merkezde olunuyor. Trenle gelenler ise yine merkezde, müzeler bölgesine yakın bir lokasyonda yer alan merkez istasyonda (Amsterdam Centraal) inebiliyor.

IMG_7429

Benim ikinci gidişim olduğu ve ilk gittiğimde müzelerde yatıp kalktığım (ah o The Night Watch’un önünde ben uyumalıydım) için bu sefer klasik Amsterdam turu olayına girmedim. Klasikten kastım 24 saatliği 57 euro, 96 saatliği 87 euro (bu aralıkta yani) olan Amsterdam Card’lardan alarak birçok müzeye ücretsiz ya da indirimle girmek hem de toplu taşıma kullanabilmek aslında. Kart alacak bünyelere ,gitmeden detaylı incelemek lazım derim çünkü genelde insanlar 3-4 günde şehri gezmeye çalışıyor ve bu zamanı çanta ve cüzdan müzesi, kedi müzesi, lale müzesi(lalerin ilk kim tarfından Hollanda’ya getirildiği ile ilgili detaylı bilgi alabileceğiniz, hem de çiçek tohumu vs satan bir dükkan) gibi çok da ilgi çekmeyecek şeyler için harcamamalı diye düşünüyorum. Aynı zamanda toplu taşıma, havalimanından merkeze gelirken kullanılan treni de kapsamıyor. Fayda/maliyet analizinizi yapınız, euro 4 TL oldu zaten, genç gezginler mutsuz. Güncel fiyatlar için aşağıdaki link’e göz atabilirsiniz.

https://www.iamsterdam.com/en

IMG_7343

 

Klasik Amsterdam turunda neler var?

  • Van Gogh Museum: Sanırım ressamın en ünlü resimlerinin bulunduğu müze. Bedroom, Almond Blossom, Sunflowers burada yer alıyor. Adamın hayatının gelişimini kronolojik olarak izlemek ilgi çekici. Biraz kalabalık olsa da gidilesi. Iamsterdam card ya da online alınan bilet ile sıra beklemeden giriş yapılabiliyor. Çıkışında da hediyelik eşyacı var, o kısmında da adamın tablolarının envai çeşit eşyasını bulmak mümkün (Bu kısım daha ilgi çekici diyen bizdendir).
  • Heineken Experinece: Zamanında bira üretim tesisiyken, çakal Hollandalıların farklı parkurlar ve ışık oyunlarıyla eğlenceli hale getirdiği bir tesis haline gelmiş günümüzde. Biranın nasıl yapıldığından tutun, nasıl açılır, içilir detayına kadar sıkılmadan öğrenebileceğiniz bir mekan. 16 euro giriş fiyatı, 2 bira bedava.
  • Rijks Museum: Hollanda’nın en büyük müzesi. Rembrandt’ın meşhur the Night Watch tablosu da burada bulunuyor. Yani tablonun çözümlemesini yapacak derinlikte bir resim bilgim olmasa da, müzenin bilmem kaçıncı ziyaretçisine bu tablo karşısında bir gece geçirme hediyesi sunacağını söylemeyi bir borç bilirim. En üst kattaki masterpiece’leri görmeden çıkmayın müzeden derim. Küçük bir tavsiyem de tourguide almanız ya da akıllı telefonunuza müzenin application’ını indirmeniz yönünde olacaktır ki boş boş ne yapıyor bu insanlar bir tablonun önünde demeyiniz (kişi kendinden bilir iş).
  • Stedelijk Museum: Şehrin modern sanat müzesi. Utanarak söylüyorum ama bana göre sadece fon oluşturacak güzellikte resim/poster/duvar (her neyse işte) barındıran, gazete küpürlerinden oluşan eserler(!) sergileyen müzemsi bina.
  • Madame Tussauds: Gözünüzü seveyim, artık kaç müzede daha Madonna’nın balmumu heykeliyle fotoğraf çektireceksiniz! Boşverin,22 euro’nuza değmez.
  • Anne Frank House: Anne Frank ve ailesinin Nazi işgali sırasında saklandığı ev, şimdi bir müze. 1 km kuyruğu bekledikten sonra boş evi görmek heyecan verici(!) olabilir kimilerine göre. Bana kalırsa günlüğü okuyabilmek daha etkileyici. Evde kızın bir heykeli de mevcut.
  • Oude Kerk: Redlight’ın dibinde ki eski kilise. Zamanında Red Light bölgesinin kilisenin etrafına kurulmasının sebebi bir Katolik kilisesi olmasıymış.

IMG_7619

  • Vondelpark: Şehrin kozmopolit yapısını buram buram hissedebileceğiniz bir yer daha. Bir yanda ot içenler (o yüzden buram buram dedim), diğer yanda da ailecek piknik yapan yerel halk. Kocaman, içinde bisikletle bile kaybolunacak derecede.
  • Iamsterdam: Müzeler bölgesinde yer alan bu adam boyunu geçen harflerin ortasına oturup (tercihen D’nin) fotoğraf çekilmeyeni ve sosyal medyada paylaşmayanı dövüyorlarmış. O civara gitmişken, merhaba canım diyerek, yanından geçilesi bana kalırsa.

 

 

Lokal takılmak

Airbnb’nin amacının yurtdışında yaşa(ya)mayan ancak gittiğinde de oranın halkı gibi zaman geçirmek isteyen bünyelere mekan sağlamak olduğunu düşünüyorum. O sebeple merkezde (Westerpark civarı), dublex, Amstel nehri manzaralı modern bir ev tutmak gerekirdi, biz de parayı bastık, evi tuttuk (ciddiyim ilk kez bu kadar pahalı bir evde kaldım). Canlı bir bölge de olsa, evde oturmaya gelinmedi – sadece Instagrama 2 fotoğraf koyduk, evdeki tüm içkileri içtik (ücret ödemeden) ve sokağa attık kendimizi.

IMG_7153

Varışı geç olan uçuşlarda, ilk gün merkezde ne var ne yokmuş bakmak gerekiyor. Hem çok yorulmadan hem de genel havayı soluyabilmek açısından mantıklı bence. Biz de bu bağlamda esrar kokuları eşiliğinde merkez turu atalım dedik ve meşhur Arjantin restoranlarından birine oturduk. Adını paylaşmaya gerek duymuyorum çünkü aşırı turistikti ancak şu bir gerçek ki her başkent gibi dünya mutfağı konusunda Amsterdam geniş bir yelpazeye sahip. O sebeple Cezayir, Endonezya, Lübnan, ne mutfağı varsa denedik biz de, hepsi de tatmin ediciydi.

IMG_7347

 

Redlight district gerçekleri

Burası yaklaşık 6500 metrekare alana yayılmış, şehrin göbeğinde bir bölge. Para karşılığı seks yapmak bu bölgede yasal. Aynen uyuşturucu kullanmak gibi. Bu sebeple özellikle İngiltere’den olmak üzere civar şehir ve bölgelerden birçok insan buraya geliyormuş. Tabi sadece eğlenmek için değil, aynı zamanda çalışmak için gelen de var. Gördüğüm kadarıyla günlük oda kiralama fiyatları 50-80 euro civarında (bu bilgi ne işimize yarar diye düşünmesin lütfen kimse, nice to have diyelim 🙂 ). Günlük olarak kiralandıktan sonra ertesi gün tekrar rezervasyon esasına göre başka birine devrediliyor. Bölgenin ismini aldığı kırmızı ışıklar ise bu bölgedeki kiralık olan 5 metrekarelik odacıkların üstünde yer alan ışıklar. Eğer kırmızıysa, oda açık ve içeride kadın var demek oluyor. Benden duymuş olmayın, odanın kullanımı (artık ne anladıysanız) 50 euro’dan başlıyormuş, çiftlere özel tarife veren ablalar da varmış. Işık mavi ise travesti ya da erkek olduğunu anlayabilirsiniz. Anlayacağınız özgür bir bölge.

IMG_7209

 

Kafalarda korku filmi gibi karanlık sokaklar ve sadece kırmızı/mavi ışıklar yer almasın. Bölgede kilise, restoranlar, coffee shop’lar daha doğrusu ne ararsanız var. Tarlabaşı’nda geziyormuş gibi ancak güvenli gibi bir yandan da. Tabi sokaklarda çocuklarınızın elini bırakmayın uyarı tabelaları da yok değil.

IMG_7212

Bölgede dikkat edilmesi gereken birşey ise fotoğraf çekmek. Hanımkızlarımızın fotolarını çekmek için kameralarınıza saldırmayın hemen, onlar sizden çok daha tecrübeli çünkü. Check-in yapmak için cebinizden çıkardığınız telefonunuzu gördükleri anda içeri kaçıyorlar. Ayıp bir de, lütfen yani, insanlar ekmek parası kazanıyor. 🙂

IMG_7220

Güzel kafalar

Amsterdam Redlight’ta yapılabilecekler ne kadar ilgi çekici ise, “güzel” bir kafa seviyesine gelmek için yapılabilecekler de bir o kadar heyecan verici. Güzel kafadan kastım marijuana tüketmiş insan aklı tabi. Tüketmiş diyorum çünkü kullanmanın çeşitli yolları var, ister içine çeşitli gramajlarda eklenmiş olan keklerden alırsınız, ister joint adındaki sigaralardan içersiniz. Bir diğer alternatif ise mantar yemek. Hepsi insanı farklı bir boyuta taşıyor(muş). Bu sebeple, sadece Amsterdam da olmak üzere hepsini denemenizi tavsiye ediyorum (Allah’ım senbeni affet). Bizim ekipten “bad trip” denilen karamsarlık denizinde boğulmayla karşılaşan olmadı hiç. O sebeple o tecrübeyi sizinle paylaşamayacağım ancak gülmekten sandalyeden düşmek, dizlerinden aşağısını hissetmemek, 15 dakikada çorabını çıkaramamak, devler/cüceler ve konuşan ağaçlar görmek gibi eylemlere imzamızı attık, pişman da değiliz. Zaten kendinizi kötü hissetmeniz durumunda yapılması gerekenlerle ilgili satın aldığınız yerdeki elemanlar bol bol uyarıyor. Örneğin yanınızda portakal suyu gibi şekerli birşey bulundurun, telefonunuzun sesini kapatın, ilk kez içiyorsanız camları kapatın gibi. Belki bu noktada bir uyarı da benden gelebilir. Sokaklarda kendinize mukayyet olun, bilmem kaç senesinde (o kısmı duyamadım) 15 kişi Amstel nehrine çişini yapmaya kalkarken düşüp boğulmuş. Bunun üzerine adamlar sokaklara açıkhava tuvaleti gibi birşey yapmışlar.

 

Bu arada kafa yapıcı bu malzemeleri coffeshop’lardan temin edebiliyorsunuz, orada tüketebileceğiniz gibi, alıp dışarı da çıkarabiliyorsunuz. Normal cafe/restoranlarda satılmıyor. Aynı şekilde içmek isterseniz, her mekanda içemiyorsunuz, garsona sormanız gerekiyor. Aman diyeyim, ceza yemeyin bir de.

IMG_7252

Klasikler dışında yapılabilecekler

Zaandam: Amsterdam’a 10 km uzaklıkta, bol bol yeldeğirmeni bulunan kasabacık. Bu değirmenlerin içinde neler dönüyor öğrenmek isterseniz bir tura katılmanız gerekecektir ancak ben size bilgi vereyim, genelde sahipleri kerestecilikle uğraşıyor, özel ilginiz yoksa dışarıdan fotoğraf çekmek yeterli olabilir. Bunun dışında bölgeye turist çeken bir yapıt ise Inntel Hotel. 70 adet Amsterdam evinin birleşmesinden oluşuyormuş görüntüsü veren bu otelde kalıp Amsterdam’a gidip gelmek de mümkün. Trenle 12 dk civarı sürüyor.

IMG_7557

Marken adası: Buranın gerçek bir kasaba ve içinde gerçek insanların yaşadığına inanmak zor. Trumanshow’da gibi hissediyor insan kendini. Küçük ve bitişik evler, düzenli bahçeler. Ağlayan çocuk görmesem oyundayım sanacaktım, o derece fantastik. Tahta ayakkabının çok rahat olduğunu iddia eden bir arkadaşım buradan ayakkabı almaya kalktı çünkü giymeye müsait bir bölge Marken. Tarımda çalışanların ayakları ıslanmasın, toprağa batmasın diye kullandığı bu ayakkabılar tabi günümüzde fabrikasyon sonucu rahatça üretilip satılabiliyor. Tanesi 20-30 euro aralığında.

IMG_7580

Volendam: Şehir merkezinden yaklaşık 25 dk’lık araç mesafesinde bir sahil kasabası, otobüsle gitmek mümkün. Bizim kültürümüzde yazlıkçı amcaların inzivaya çekilme yeri gibi birşey. Bol bol peynircisi mevcut ve fiyatları merkezdekilere göre daha uygun. Biz bol bol stokladık. Old Amsterdam’a bayıldığımı söylemiş miydim! 🙂 Sahildeki mekanlardan birinde karışık deniz mahsulu tabağı tüketebilirsiniz, fiyatlar 5-10 euro civarında.

IMG_7595

Bloemenmarkt: Şehrin çiçek pazarı. Nehrin üzerinde, yani botların içine kurulmuş. Eğer meraklıysanız, satış yapan abiler/ablalar hangi tohumu ne zaman ekmeniz gerektiğini anlatıyor. Biz bol bol lale aldık.

Tulip Museum: Müze demişler ama 2 odalı, girişi 5 TL olan bir ev aslında. Amsterdam’a ilk lale ne zaman kim tarafından getirildi gibi bilgilerin olduğu bir odayı müzeye çevirmişler. Onun dışında satış yapılan bir kısmı da mevcut. Orası bedava.

IMG_7320

Cheese Museum: Tulip Museum’un hemen yanında, envai çeşit peynirin alınabileceği dükkan.

Leidseplein: Turistik bir meydan aslında. Bol bol bank ve cafe mevcut. Biranızı yudumlarken meydanda kafası güzel olmuş arkadaşları izlemek keyifli olabiliyor.

Waterlooplein: İkinci el pazarlarının bulunduğu semt. Amsterdama’ı özetleyen kokulardan biri ot kokusu ise diğerleri de nem/rutubet/küf kokuları bana kalırsa. Bunu da buram buram solumak için pazara gelmek mantıklı. Baştan uyarmakta fayda var, fiyatlar çok da uygun değil. Saat 15:00 civarı kapanabiliyor, ona göre planlamak gerekebilir.

Rembrandtplein: Burası da bir meydan aslında. Meydanın göbeğinde de meşhut the Night Watch’daki adamların heykelleri bulunuyor. Meydana bakan bir mekanda Amstel’inizi yudumlayın derim.

The Smallest house in Amsterdam: adı üzerinde şehrin en dar evi aslında. Eni 2.02 m civarındaymış. Şu anda bir dükkan olarak işliyor, muhtemelen bu sıfatın ekmeğini yiyorlardır.

IMG_7735.JPG

Diamond Museum: Müzeler bölgesinde, pırlantalara dair bulunabilecek her çeşit bilgi mevcut. en ilgi gören parçası pırlantadan oluşan kurukafa. Hediyelik eşyacılarda görünce ne alaka demeyiniz.

IMG_7232

Nerede ne yesek?

“La olm bişey yok zaten yiyecek, bi patates bi domuz yiyor herifler” anlayışının ötesinde bana kalırsa denenecek (güzel demedim bak hala) şey çok Amsterdam’da. Yerellerden gidecek olursam;

  • Old Amsterdam: Bana göre kendi ortamının en ağır ve karizmatik abisidir bu peynir. Her yurtdışı seyahatimin ganimetlerinden. Tatmadan, almadan ve bana getirmeden dönmeyin derim.
  • Bitterballen: Adamların icat ettiği en güzel şey, hele ki bira seven bir bünyenin asla reddedemeyeceği birşey. İçi patates, et (at eti dediler, inanmadım) karışımı, dışı yağda kızarmış çıtır. Vejeteryanı da mevcut.

IMG_7826

 

  • Dropjes: Yerlilerin bayıldığı, ucuz şekerleme.
  • Patat: Normal French Fries işte. Elde küllah, içinde patates, patetesin üstünde sarımsaklı mayonez, Amsterdam için tipik bir turist tablosu gibi. Anlamadığım şey halk herhalde yemiyor fazla birşey, herkes fit.
  • Fresh Tea: Yoyo’ya uğrayın dedim. Aslında bu Hollanda’ya özgü bir içecek değil, Kore’ye özgü ancak, bayilikler sağolsun, tadabildik biz de.
  • Burger Bar: “Zincir bir markanın hamburgeri ne kadar güzel çıkabilir ki” sorununa kapak olarak yaptıkları kkişiye özel burgerlarına kalbimi bıraktım herhalde.
  • Rainarai: Gitmeyi planladığımız ama tesadüfen karşıma çıkınca tok karnına olsam da saldırdığım mekan. Cezayir mutfağının ne kadar karman çorman ve balkabağının her yiyeceğe çok yakıştığının kanıtı mekan.
  • Stroopwafel: Starbucks’da satılanlara göre daha az şekerli olduğu için bir oturuşta 30 tane yedirme garantili.
  • Raw Herring: Türkçesi çiğ ringa balığıymış. Hangi damak tadına uygun tam çözemedim keza, 72 milletten insan çiğ çiğ bu balığı, üzerine bir de turşu koyarak yiyebiliyor. O kadar mı açsınız arkadaşlar!
  • Kibbeling: Aynı balığın pişmiş, kızarmış hali.
  • Snert: Bezelye çorbası aslında. Soğuk dönemlerde (yani 11.8 ay) bisiklet üstünde olanlara ya da patencilere kolaylık olsun diye elden veriliyormuş. Bu gidişimde içemedim, bir dahakine köşebaşındaki KerkStraat’ın oradaki dükkanda seni içeceğim sevgili çorba.
  • Blue Amsterdam: şehri biraz tepelerden göreyim, bir de kahvemi yudumlayım, acıkırsam iki köfte de yerim derseniz , doğru adres.

IMG_7505

  • Kroket: Neresi meşhur diyebilirsiniz, bizde de var neticede ancak burdakilerin güzelliği kafanız güzelken, 1.8 euro karşılığı otomatlardan alıp sokaklarda şarkı söylerken yenebilmesi, yani öğrenci işi olması 🙂
  • The Breakfast Club: Kahvaltı için güneşli bir Amsterdam sabahında, banklara oturup yabanmersinli pancake yemek isterseniz doğru adres. Ha ben sucuk yumurta istedim, yanına da çay, o da vardı. Puanım 10 üzerinden 9.

IMG_7250

Ve Notlar;

  • Kanal turu konusunda, Tours and Travels gibi bir şirket var ama onlardan 16 euro’ya almak yerine pazarlıkla halktan insanların teknelerini kiralamak mümkün. Hem de içecek/içki dahil 13 euro’ya arkadaş edinmeli, tur rehberli olanları daha da eğlenceli olabiliyor. Tek yapmanız gereken, teknesi olan birine “Hello, how much diyerek parmağınızla daire çizmeniz yeterli”, onlar konuya hakim zaten. Bu arada Amsterdamcard alacaksanız, 1 saatlik tur hakkınız oluyor.
  • İlk gidişimde farketmemiştim, bu gidişimde uygulamalı görünca anlayabildim. Evlerin çatısında kancalar var. Apartmanlar çok dar olduğu için eşya taşınacağı zaman o kancalar sayesinde iple ön cepheden eşyaları çıkarıyor insanlar. Türk pratikliğinin örneği adeta.

IMG_7805

  • Otelden erken çıkmak zorunda kalıp bavullarla dolaşmak istemezseniz, şehrin birçok noktasında emanetçi var. Lock Luggage Storega da bunlardan biri. Fiyatlar sabit hepsinde. Günlük 5-7.5 euro arasında değişiyor.
  • Bisikletçiler tam bir çılgın ancak yine de bize göre daha anlayışlılar. Bizde bisiklet süren taytlı, kasklı abiler, kaldırımdan ya da araç yolunun ortasından giderken, yol hep onların olsun, yol vermeyenin de burnu kopsun tavrındayken, elin gavuru ancak onların yolunda durduğumuz zaman zillerini öttürüyor, yani çarpmamak için o da. Dikkatli olmak lazım.

IMG_7312

  • Seks/uyuşturucudan öte şehrin özeti bana göre özgürlük. Sadece kimsenin birbirine karışmadığı, bulaşmadığı bir şehirde zaman geçirmek için bile gidilesi bir yer.

 

Reklamlar

2 thoughts on “Amsterdam – Zaandam – Volendam – Marken

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s