Amalfi – Positano – Pompeii – Salerno – Ravello – Sorrento – Napoli

Son bir yıldır, her yerde karşıma çıkan İtalya fotoğraflarının üzerine bir de rüyamda İtalya kıyılarında yüzdüğümü görünce hemen en yakın tatil için organizasyon işlerine başladım.

Amalfi kıyıları İtalya’nın güney kesiminde yer alan, Salerno’ya bağlı Positano, Amalfi, Salerno, Ravello ve Napoli’ye bağlı Sorrento kasabalarından oluşuyor. Yazımda bunlara ek olarak Napoli’ye bağlı Pompeii antik şehrinden de kısaca bahsetmek istedim.

Nasıl gittim?

Direk Amalfi kıyılarına gitmek istiyorsanız, Napoli’ye uçakla geçip oradan araba kiralayabilirsiniz. Biz Roma tarafından geldiğimiz için, Roma Fuimicino Havalimanı’na çok yakın olan rentalcars.com’dan aracımızı kiraladık.

İtalya’ya gelmişken hem kültüre ihanet etmemek hem de daracık yollarda sıkışıp kalmamak için tabi ki Fiat 500 kiraladık. Şiddetle tavsiye ediyorum ki navigasyonsuz yola çıkmayınız. Rezervasyon sırasında opsiyonu seçmediyseniz bile, kiralarken alabiliyorsunuz. Günlük navigasyon dahil 35 euro gibi bir ücret ödedik. Dikkat edilmesi gereken bir nokta – zaten kiralamadan önce okuyacaksınızdır  – kredi kartınızda yaklaşık 1200 euro’luk bir limitiniz olmalı (seçeceğiniz araca göre de bu fiyat artıyor tabi J) ve ödeme yapılan kart sahibi aracı kullanmalı (tabi bunu da ekstra şoför ücretini ödeyerek halledebilirsiniz)

Pompeii – Günah Şehri Bölüm 1

Roma’dan Napoli yaklaşık 3 saat sürüyor. Bizim ilk durağımız kimilerince günah şehri olarak anılan Pompeii oldu. Vezüv yanardağı’nın patlamasıyla volkanik kül ve cürufun altında kalarak yok olan (nasıl yok olmaksa, herşeyi yerli yerinde duruyor binaların) bir antik kent burası.

Rivayete göre Romalıların MS 79 yılına kadar eğlence için tercih ettikleri bu şehir, yaklaşık 2 günlük yanardağ püskürmesi sonucunda metrelerce dibe gömülmüş. Yanardağ patlamasından önce de sürekli depremlere maruz kalan şehirliler, belki de bu yüzden patlamadan kaçarken yavaş hareket etmişlerdir deniyor. 1700’lerde kazı çalışmalarıyla yavaş yavaş günümüzdeki görünümünü almış. Uzaktan da olsa izleyen birinin İngilizce notlarını linkte bulabilirsiniz;

http://www.eyewitnesstohistory.com/pompeii.htm

Maalesef bu antik şehir ile ilgili çok fazla bilgi mevcut internette, özellikle din üzerinde çeşitli göndermeler yapılmakta. Youtube’da dini belgesel niteliği taşıyanlar bile var(!). Dikkatimize.

Şehre girişte 15 euro verdikten sonra, şehri yaklaşık 3-4 saatte gezilebilecek kalıntıda, yani epey bir kısmı duruyor. En ilgi çekici kısımlarından biri üzeri lavla kaplı insan bedenleriydi sanırım.

Bölge yaz sezonunda kalabalık olduğu için arabanızı park edecek yer bulmak biraz zor olabilir. Bunun yanı sıra arabadaki eşyalarınızın güvende olması için ( bkz: bagajdan bavul çalınması hikayeleri), korumalı bir otoparka gitmek mantıklı bana kalırsa. Biz de öyle yapıp, 3-4 saatlik park yerine 15 euro verdik (vale hizmeti sanki değil mi!). İtalya’ya gitmeden park ücretleri konusunda kendimizi hazırladığımız için bizi çok etkilemedi.

Aklıma gelmişken, 1994 yapımı Pompeii filmine de dikkat çekmek isterim. Güncel  IMDB puanı 5.6 ve ben pek tutmadım ama yine de bilgi sahibi olmak isterseniz hani.. (emeğe saygı, izlemeyin diyemedim)

Salerno – Yerel olmanın dibi

Pompeii’den sonraki durak, pek bir beklentimizin olmadığı ama bizi şaşırtan ve yaklaşık 40 dakika uzaklıktaki Salerno iliydi. Şaşırtmasının nedeni, kaldığımız gece denk geldiğimiz San Matteo kutlamalarıydı. Bu kutlamalar doğrultusunda şehirdeki farklı gruplar, kendilerine özel kostümleri giyiyor ve kral tahtı taşır gibi omuzlarında simgeledikleri grubun heykellerini taşıyor ve saygılarını sunuyor. Her balkonda insanlar, çiçekli büstler, şarkılar, içkiler..

Processed with VSCO with hb1 preset

Şehirde aynı ismi taşıyan bir de katedral var ki şehrin simgesi olduğunu söyleyebiliriz. San Matteo’nun da mezarının burada yer aldığını söyleniyor. Bunun dışında pek de bir numarası yok. Neden gittik diye biz de düşündük, sonrasında suçu okuduğumuz blog’lara atarak kendimizi rahatlattık.

Processed with VSCO with a6 preset

Zara, Armani, Desigual  gibi mağazaların olduğu alışveriş caddeleri (Corso Vittorio Emanuele) zaten her yerde var derseniz, açıkçası Salerno’da yapılacak fazla bir şey yok (sıkılmışlar sanki).

2016-07-04 03.56.45 1.jpg

Yine de sokakları çok güzel değil mi?

2016-07-04 03.55.00 1.jpg

Vietri Sul Mare – Seramikten bir dünya

Salerno’nun o baygınlığından sonra ilaç gibi geldi resmen. Daracık sokaklar, her yerde porselen dükkanları, limon simgeleri, vespalar.. İşte dedim bu kadar yol bunun içindi.

Seramik döşeli bu kasabada (adamlar o şekilde pazarlıyor memleketlerini), hediyelik eşya için farklı seçenekler bulabilirsiniz Küçük bir kasaba olduğu için 1 saatinizi ayırmanız yeterli olacaktır. Seramiğe aşırı ilgi duyanlar seramik müzesini de ziyaret edebilir.

Bu adrese de bir bakın derim ; http://www.thatsamalfi.com/places/vietri-sul-mare/

Amalfi – Bütün kıyıya adını veren kasaba

Rüyalarımda görüp de gelmeye karar verdiğim kasaba olduğu için en heyecanlı olduğum yerdi diyebilirim. İlk başta vahiy indi sanmıştım tabi, gidip yeni bir kutsal kitap bulacaktım ama olmadı. Onun yerine Duomo meydanındaki, kasabanın simgesi halindeki Saint Andrea Katedralini ziyaret edip, merdivenlerinde fotoğraf çektirebildim.

Processed with VSCO with hb2 preset

Amalfi’nin en geniş meydanı olan Piazza Duomo’da bir şeyler içip, ara sokakları keşfe çıktık öncelikle (Zaten böyle yavaş ve küçük bir coğrafyada ne yapacağız ki). Dar merdivenler, küçük sokaklar, çamaşır asılı balkonlar ve bunların arasında konuşlanmış küçük cafeler, butik oteller bana film setinde olduğumu hissettirdi resmen. Gelmişken de, butik ve şık birkaç “trattoria”da lazanya, pizza, tiramisu, gelato gibi aklımıza ne geldiyse (tabi midemiz müsaade ettiği sürece) denedik , karbanhidrat forever!

Processed with VSCO with hb1 preset

Kıyının en meşhur ürünlerinden biri limon. Haliyle en meşhur içkilerinden biri limoncello (limon likörü aslında). Her damak zevkine hitap eder mi bilemiyorum (ben gayet de içiyorum lıkır lıkır) ama denemek de fayda var. Hatta 3-4 euro’ya küçük şişelerde işyeri arkadaşlarınıza da alabilirsiniz (bkz: beyaz yakanın dramı).

Processed with VSCO with hb1 preset

Amalfi merkezinde denize girmek mümkün (aslında Amalfi kıyıları boyunca adamlar buldukları yere havlu atıp, denize fırlamış). Biz de tabi deniz insanı olarak, yediğimiz karbonhidrat ağırlıklı İtalyan yemeklerinden sonra biraz yüzelim dedik. Merkezde 2 seçenek var. Birincisi 15 euro karşılığında şezlong ve şemsiye kiralamak, ikincisi de bedava olan halk plajını kullanmak. Mantığımız kısa bir dalıp çıkalım, İtalya’da da denize girmedik demeyelim olduğundan, biz halk plajını seçtik.

Processed with VSCO with hb1 preset

Deniz bildiğimiz deniz olsa da, yüzünüzü karaya verip böyle bir manzara da yüzmek gerçekten güzeldi.

Processed with VSCO with hb2 preset

Denizin içinden bir kare;

Processed with VSCO with hb2 preset

Ravello – Beyler toplanın, evlilik teklifi mekanı buldum

Fotoğraflarda belki de en çok gördüğümüz, yüksek yüksek tepelerdeki manzaralara konu olan yer esasen Ravello imiş. Tepelerde olmasının bir güzelliği, bir de zorluğu var. Güzellik tabi ki insan pazarı olmaması, Amalfi’ye göre nispeten daha az kalabalık olması. Zorluğu ise Fiat 500 gibi bir araçla 7 kilometre mesafeyi 30 dakikada çıkacak kadar yokuş ve viraj içeren bir yola sahip olması. Yol o kadar dar ki, 2 araba yan yana geçemediği için, karşılıklı trafik lambaları koyulmuş. Bu da yetmezmiş gibi trafik polisleri de yolu kontrol ediyor sürekli. Gelmeden araştırmamızı iyi yaptığımız için korkusuzca atıldık yollara.

Processed with VSCO with hb1 preset

Ravello’da kalacağımız otelin ismi “Giuliana’s View” idi. Otelin adını yazıyorum çünkü şiddetle tavsiye ediyorum. Hani evlilik teklifi, romantik balayı, çocuklar büyüdü, kafa dinleyelim tatilleri için ideal bir otel (Biraz daha gençseniz, ne işiniz var yahu buralarda). Otel diyorum ama oteli sadece siz kullanıyormuşsunuz, evinizmiş kadar sakin. Ve tabi ki o manzara! %100 kefilim diyorum.

Processed with VSCO with hb1 preset

Bu küçük dağ kasabasında da bol bol huzur depolamak dışında yapılacak şeylerden biri Villa Rufolo’yu gezmek olacaktır.  Villayı gezmek bile bu kadar etkileyici ise, yaşamak nasıldır diye sormak isterdim sevgili Rufolo ailesine. Giriş bu arada 5 euro.  Eğer yaz aylarında gelirseniz, çeşitli senfoni orkestrası konserlerine de denk gelebilirsiniz.

Processed with VSCO with hb1 preset

Şiddetle tavsiye edilecekler listemde bir de bir adet “Trattoria” var (İtalyanca’da lokanta demekmiş). Kasabanın dar ve temiz sokaklarını gezerken karşılaştığımız, küçük ama tıklım tıklım bu restoranın adı “Cumpa Cosimo”.  Seramik tabaklı masaları sevme sebebi olan bu restoranın sadece İtalyanca bilen sahibesiyle anlaşma çabamız bile eğlenceliydi.

Positano – Fotoğraf makinenizin hafızasını boşaltın

Eveeet, Ravello’nun sakinliğinden sonra biraz insan içine karışalım diyerek soluğu Positano’da aldık. Positano Ravello’ya yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta, jet set’in gözde adreslerinden, Amalfi’nin en turistik bölgesi. O kadar ki etraftaki Amerikalı popülasyonun “Positeyno” telaffuzundan hangi ülkede olduğunu bile şaşırıyor insan.

Processed with VSCO with hb2 preset

Positano’da da diğer kasabalarda olduğu gibi bilinen bir kilise var, Santa Maria Assunta kilisesi. Bu kilisenin içinde de hikayelere konu olmuş siyah bir Meryem Ana heykeli mevcut. Mitlere göre, heykel korsanlarca Bizanslılardan çalınmış ve korsan gemileri Akdeniz sularında ilerlerken, Positano’nun karşısında bir fırtınayla karşılaşmış. Korsanlar da bu sırada “Posa, posa” diye bir ses duymuşlar ve bu aslında Türkçe’de “Koy, koy” anlamına geliyormuş. Bunun üzerine korsanlar heykeli en yakındaki limana, Positano’ya bırakmışlar ve fırtına bu sayede durmuş.

Kasabaya yukarılardan iniyorsunuz, inerken aracı kullanan o kadar şanslı olmasa da, yan koltuktaki yolculuğun keyfini çıkarak kişi olacaktır. Her yerde renkli evler, limon kokulu sokaklar, ferforjeli balkonlardan sarkan sardunyalar, evlerin aralarından görünen  ucu bucağı olmayan deniz manzarası… Arabayı saatliği 4 euro olan bir otoparka bırakıp aşağı yürümeyi tercih ettik, aşağıda otopark bulamamaktan korktuk. İyi ki de yapmışız çünkü her kıvrım ( yukarıdan kıvrıla kıvrıla iniyoruz tabi) yeni bir manzara sundu bize.

Processed with VSCO with hb2 preset

O kadar yol yürürken tabi durup dinlenmek de gerekiyor, bunun için de La Zagara’yı denemek istedik. Vitrininden bizi cezbeden tatlılarla tıkanıp tekrar yola koyulduk. Gitmeden okuduklarıma göre Amalfi kıyılarının en pahalı olmasını beklediğim Positano, diğerlerine oranla çok da farklı çıkmadı açıkçası. Tek farkı otel fiyatları. Onu da rotanıza göre ayarlayabilirsiniz açıkçası.

Bu arada izleyen herkesin sevdiği, izlemeyenlerin de bir an önce izlemesini tavsiye ettiğim Robert Downey JR’ın başrolünde olduğu “Only You”  ve yine bilinen romantik filmlerden “Under the Toscan Sun” filmlerinin bazı sahneleri burada çekilmiş, dikkatimize efendim.

 

Processed with VSCO with hb2 preset

 Sorrento – Filmlerdeki çizgili renkli soyunma kabinlerini buldum

Sorrento, limoncellonun anavatanı olarak biliniyor. O kadar ki marketlerde 6 euro’ya litreliklerden satın alabiliyorsunuz. İster hediyelik, ister kendiniz için, en tazesini bulabileceğiniz adres burası sanırım.

Processed with VSCO with hb2 preset

Her yeri turunçgil kaynayan bu memlekette, havayı daha iyi solumak için, merkeze çok yakın ama bir o kadar da izole bir bahçenin içindeki “Relais Correale Rooms & Garden” isimli otelde kalmayı tercih ettik. Kahvaltıda kendi bahçelerinden topladıkları ürünleri de yiyebiliyorsunuz. Tavsiye edilir.

Processed with VSCO with hb2 preset

Otele yerkeştikten sonra merkezdeki Piazzo Tasso, dan geçip yine ara sokaklardaki dükkanlardan hediyelik birşeyler almak istedik. O sırada limoncello’lu drajelerinden görüp aşık olduk, resmen kutu kutu alıp getirdik. Mekanın ismi Limonoro – Fabbrica Liquori. Hediye olarak Romalı tanıdıklarımıza götürdüğümüzde, onlar bile bayıldı. Giden, alan olursa ne isterse vereceğim, söz 🙂

Biraz deniz görelim dedik ve Villa Communale Park’ına gittik. Burası çeşitli sergilerinde yer aldığı bir park aslında. Aynı zamanda görkemli Vezüv manzarasını ve aşağıdaki deniz sefası yapan insanları kesebileceğiniz bir park. Aşağı inip denize girmek epey yorucu olacağından 1 euro vererek asansöre binip deniz kenarına iniyoruz ve fotoğraf çekmelere doyamıyoruz.

Processed with VSCO with hb1 preset

 

Napoli  – Türküz, bize bir şey olmaz.

Napoli İtalya’nın 3. büyük şehri (1 Roma, 2 Milano) ve Campania bölgesinin başkenti olmasına rağmen çok tekin bir şehir değil diyerek yola çıktık. İtalyan şoförleri için ne kadar korkutulduysak, şehir için de o kadar korkutulduk diyebilirim. Her konuştuğumuz kişi, okuduğumuz yazı ceplerimize dikkat etmemiz gerektiğini, karanlıkta turist olarak gezmememiz gerektiğini söylüyordu (Tabi ki gezdik). Bu sebeple sanırım, şehre girer girmez, bilen bilir, bir İzmir Basmane havası sezdik. Amalfi kıyılarının küçük, en fazla 2 katlı evlerinden sonra, binalar, trafik biraz can sıkıcıydı tabi.

Processed with VSCO with hb2 preset

Merkezdeki otelimizi navigasyon sayesinde rahatça bulduk (Piazza Garibaldi’ye 200 m uzaklıkta). Yakınlarında da bir otopark bulduk ki bu dikkat edilmesi gereken bir konu gerçekten. Sokağa park etmek için “değnekçi” adamlara para vermek zorunda olduğumuz bir bölge burası. Gecelik 10 euro verdik, Türk olduğumuzu söyledik (Türk gibi güçlü olmak, Türk gibi sigara içmek deyimlerine güvendim artık), adam da arabanın orada güvende olacağını söyledi. Gerçekten de ertesi gün bir sorun olmadan arabayı aldık.

İtalya’da edindiğim otel tecrübelerine göre, otel sahibini görmek gibi bir şansımız pek yok. Yani adamların çoğu sizin varacağınız saatte orada oluyor, anahtarı teslim ediyor, gidiyor, onun dışında sadece telefonla onlara ulaşabiliyorsunuz ( Airbnb’den de ayarlamadık hani, bildiğimiz Booking.com).

Processed with VSCO with hb2 preset

Corso Umberto üzerinde, otele 200m yakınlıkta bir pizzacı gördük gezerken. Malum Napoliten pizzanın isim babası bu şehir. Ufacık dükkanın önünde onlarca insan bekliyor, bir kısmı da içeride tabi. Sonradan anladık ki burası “Eat Pray Love” filminde Julia Roberts’ın pizza yediği restorandı (L’Antica Pizzeria da Michele). Tabi ki o kadar sıra beklemek yerine Foursquare’e güvenecektik. Bu bağlamda alışveriş mağazalarının olduğu cadde olan Corso Toledo’nun biraz yukarısında, baya baya sokak arasında bir pizzacı olan “ Nu Murzillo Saporito” ya gittik. Abi yok böyle lezzet! Şarabımızı da alıp, Piazza Plebiscito’ya yakın bir banka oturup gömdük ne varsa.

Processed with VSCO with hb2 preset

Birçok kaynağa göre pizzanın icat edildiği yer olan Napoli’de, 19. Yüzyılda Kraliçe Margaret’in isteği üzerine ilk pizza yapılmış ve o sebeple hepimizin sevdiği Margarita pizza ismini almış (Sevmiyorsanız da İtalya’dan sonra seveceğinize eminim).

Napoli bir metropol olduğu için her türlü zevke hitap edecek turlar oluşturabilirsiniz. İsterseniz Via Chiaia’da lüks mağazalarda alışveriş yapın, isterseniz, “bıktım artık bu conconluktan” diyerek Scaccanapoli caddesinde halka karışın. Şehrin tarihi merkezini, her sokağını gezerek içinize çekebilirsiniz. Hatta biz bir ara o kadar kaptırmışız ki küçük İsa, Meryem heykellerine bakıp, acaba maket ev yapar mıyız diye düşünmeye başlamıştık.

Processed with VSCO with a4 preset

Bunların dışında tavsiyelerim şu şekilde olacaktır;

  • San Martino Manastırı ve Müzesi
  • Galleria Umberto
  • Castel Nuovo
  • Palazzo Reale

Tavsiyeler

  • Kıyıları gezecekseniz araba kiralamanızı tavsiye ederim. Zaman ve efor tasarrufu olacaktır.
  • Araba kiraladınız diye yolların efendisi olmayacaksınız (bkz: Türkiye), yayalara saygılı olmak birinci kural burada.
  • Arabanızı gideceğiniz kasabaların içinde muhtemelen hiç kullanmayacaksınız, hem yollar çok dar ve kalabalık olduğu için hem de yürüyerek de dolaşabilme imkanı olduğu için.
  • Su almayın, her çeşmeden su içilebiliyor (Evian bağımlısı değilseniz)
  • Türkiye’de yaşayan (tabi sadece elitlerde değil) biri Napoli gibi bir şehirden korkmamalı. Çantanı önüne tak, spor ayakkabılarını giy, azıcık dikkat, yeter!
  • Limondan ne yapılıyorsa tadın!
  • Napoli’de pizzayı nerde yerseniz yiyin, beğeneceksiniz. O yüzden sadece yiyin.
  • Çocukla gelmenizi tavsiye etmiyorum, kafa dinlersiniz biraz 🙂