Midilli – Atina – Mikonos – Milos

Ölmeden yapılması gereken aktiviteler arasında sayabileceklerimden bir tanesi “Cruise gemi ile denizlerin fethi” sanırım. Seyahat öncesi insanın aklına, “Ya abi her şey dahil sistem gibi işte, yemekler lezzetsizdir, içkiler ucuzundandır” ya da “ Ben o küçücük kamarada yatamam, boğulurum” gibi sorular geliyor. Hiç merak etmeyin, sandığınız gibi değilmiş o olaylar.

Benim seyahatim Celestyal Nefeli gemisi ile sırasıyla Midilli, Atina, Mikonos ve Milos şeklindeydi.  Şimdi biraz detaylara bakalım..

Processed with VSCO with hb2 preset

Gemiye binerken..

Tur şirketi zaten detayları iletecektir ancak gemiye binerken beklemeye hazır olun gençler. Yığınla insan çalışmasına rağmen, sağlık formunuzdan, biletinize, pasaportunuzdan valiz kontrolüne kadar her şeyin  didik didik edilmesi yaklaşık 2 saatlik bir zaman demek. O sırada su, içecek ikramı mevcut tabi.

Gemiye binerken pasaportları bırakmak gerekiyor çünkü zaten gemide ve adalarda kullanılacak kartlar yolculara veriliyor. Bu kartların içine gemide kullanmak için para yüklemek de mümkün.

Bavulları da aynı şekilde girişte bırakıp, kamaranızın kapısından alabilirsiniz.

Önemli -> OHAL sebebiyle SGK hizmet dökümü istenmekte. Havaalanında her daim istenmese de gemide sıkı kontrol mevcut. Yanında olmayanı gemiye almadıklarını gördü bu gözler. Aman diyeyim.

Processed with VSCO with hb1 preset
Nerede, ne zaman,  ne yapılır toplantısı

Kamara olayı

“Titanic” filminde gördük ve fakirlere vah vah derken anladık aslında az çok kamara olayını. Zenginlerin üst katlarda koltuklu , fakirlerin de aşağı katlarda ranza konseptli kamaralarda kaldığı filmde, gemi batarken önce üsttekiler filikalara bindirilmişti. Bizimkinde benzer bir durum olsa, ne olurdu bilemem ancak benim tavsiyem en ucuz olanda kalmanız olacaktır. Üst katlardaki balkonlulardansa, alt katlardaki pencereli (hatta penceresizler de olur) olanlar daha akıllıca olabilir çünkü arada çok fiyat farkı var. Odada da yatmak ve duş almak dışında çok vakit geçirilmediğini de söyleyip kararı size bırakıyorum efendim.

2016-09-06 03.08.19 1.jpg

Gemide kıyafet mevzusu

Filmlerden gördüğümüz kadarıyla gemide kıyafet olayı biraz önemli gibi ancak tabi adı üstünde film! Abartı söz konusu birazcık. Efsaneye göre akşam yemeğine atletle ve/veya mayo ile inmek  yasak ama ineni gördüm, geri çevrileni görmedim. Tabi gün içinde yazlık tatiliniz için aldığınız tüm kıyafetleri göstermek isterseniz, bavula istediğinizi koyunuz, gemide bir bagaj kısıtlaması yok. Gemideki her türlü aktiviteye katılacağım derseniz , günde 13 kere kıyafet değişimi de kaçınılmaz zaten. Özetle, rahat olunuz.

Duty Free – Oh La La

Geldik en güzel kısma (J).  Evet arkadaşlar, gemi dediğimiz yer özgürlük yeri bir nevi. Hani uçağa binerken gittiğiniz yerden alıp bagajınıza yoğurt mayalarcasına sarıp sarmayalıp koyduğumuz o içkilere yaptığımızı burada da yapabiliriz. Görevli arkadaşın dediğine göre bagaj başına 4 şişeye kadar tüm görevliler üç maymunu oynuyor. Doğru olsa gerek ki biz de sömürdük resmen, kimse bir şey demedi. Fiyatlar ise ürün bazında değişiyor, dikkatle almak lazım. Dükkandaki her şey normaline göre ucuz olmayabiliyor.

 Midilli – 5 saat

Gemi akşam saatlerinde Midilli’de olduğu için denize girmek gibi bir şans olmuyor. Bunun yerine merkezde yemek, içmek, sokak gezmek şeklinde bir plan yapılabilir. Bu arada Midilli Yunanistan’ın üçüncü büyük adası olduğu için, tüm adayı gezmek için bir araç kiralamak iyi olabilir. Tabi turla katıldıysanız 5 saat için çok da olası değil (Paraya yazık dedik açıkçası). O sebeple geminin bıraktığı Mytilene şehrini turluyoruz.

Processed with VSCO with hb1 preset
Midilli

Foça’dan bozma Midilli Adası’nın bir diğer ismi de Lesvos.  Eşcinsel kadın şair Sappho‘ya atfen, Lésvoslu anlamına gelen lezbiyen sözcüğü 1800’lü yıllardan itibaren kadın eşcinsel anlamında kullanılır olmuştur (https://tr.wikipedia.org/wiki/Midilli_(ada)) . Zamanında Osmanlı topraklarına dahil olan bu ada, Balkan Savaşları sonrasında (sene 1913) Yunanistan’a devredilmiş.

Processed with VSCO with hb1 preset
Midilli

Ouzo’nun anavatanı olan bu adada, imalathanelerden hediyelik 1 euro’luk şişelerden almak da mümkün. İngilizce bilen birini bulursanız yapılışını da sorun derim (Bulamadılar). Marka olarak ise benim favorim tabi ki tadı rakıya en çok benzeyen mavi “Barbayanni” efendim.

Processed with VSCO with hb1 preset
Midilli – Graffiti VS pis sokaklar

Memlekette aslında alışveriş caddesi olan ama savaş alanından çıkmış gibi görüntü veren bir cadde var, adı Ermou Caddesi. Her türlü ihtiyaç buradan giderilebilir. Cadde boyu salınırken de Agios Therapon kilisesi bizi karşılıyor. Özellikle avlusunda yaşamalık bir kilise olmuş.

Processed with VSCO with hb1 preset
Ermou Caddesi

Adada tavsiye edebileceğim yegane mekan “Mousiko Kafeneio”. Köy kahvesi kıvamındaki bu mekanda, canlı müzik dinlerken yoldan gelip geçen halkı da izlemek mümkün. Bira zaten ucuz, oh mis!

Ekstra Tur opsiyonu -> Ouzo’nun yapımıyla ilgili bir atölye gezilecekti ama sarhoştum ya da hiç ilgimi çekmediğinden sanırım, aklımda sadece bir boşluk mevcut.

  

Atina – 5,5 saat

Midilli gecesinin sabahında gözümüzü Atina’da açıyoruz. Atina dediğime bakmayın, Lavrion isimli Atina merkeze 60 km uzaklıkta bir liman aslında burası. Tabi Anadolu çocuğuyuz, “naapıcaz biz burdaa” moduna girmeden hemen bir taksi bulup pazarlıkla 140 euro’ya şehir turu için anlaştık. Amcam sağ olsun çat pat İngilizce’siyle baya da bilgilendirdi bizi. Zaten Lavrion limanında bırakılan gemi yolcuları için neredeyse tur düzenleyecekler, o derece konuya hakimler. Yol da yaklaşık 45 dakika sürüyor.

Processed with VSCO with hb2 preset

Taksi şoförümüz Yannis’in (gerçek ismini anlayamadım da) bizi götürdüğü ilk durak Akropolis oldu tabi. Tüm şehir ayaklarınızın altındayken kendinizi bir nevi Zeus hissetmek mümkün. Tabi Yunan tanrısı olmak için biraz karın kası, bir de 12 euro’luk giriş ücretini vermek gerekiyor. Yapı tamamen ayakta olmasa da eserleri Akropol Müzesi’nde görebilirsiniz. Zamansızlıktan (hep parasızlıktan denirdi, ilginç geldi şimdi yazınca) gidemedik.

İkinci durak Hadrian kemeri oldu. Kendisi Atina’yı ziyaret eden Roma İmparatoru Hadrian’a jest olsun diye yapılmış. Tüm ihtişamıyla duruyor demek isterdim de hani çok da bir numarası yok gibi geldi bana. İnsanın “Efes daha güzel yaa” diyesi geliyor sürekli. Onun yakınında da hemen Zeus tapınağı mevcut. Bilet almadan, dışarıdan bakmanın yeterli olduğunu düşündüğüm bu tapınaktan (!) geriye sadece 5 kolon, 3 kiriş, 2 büst kalmış desem yeridir. O sebeple sanırım girişi sadece 6 euro.

Processed with VSCO with a6 preset
Akropolis

Kankamız Yannis’in bizi götürdüğü diğer durak ise Panathinaiko Stadyumu oldu. Burası modern olimpiyatların düzenlendiği ilk stadyummuş, aynı zamanda tamamı beyaz mermerden yapılan ilk ve tek stadyum olması açısından da önemliymiş. Şu anda herhangi bir aktiviteye izin verilmiyor tabi alanda. Daha çok ve yakından fotoğraf için giriş 3 euro.

Processed with VSCO with hb1 preset

Panathinaiko Stadyumu

Taksimizle yolda ilerlerken sağımızda aniden bir yapı belirdi. Bana kalırsa Küba’daki binalara benzeyen bir mimariye sahip olsa da kendisi baya baya Parlamento Binası’ymış (Mimari bilgim ilkokul terk). Özellikle saat başlarında, askerlerin nöbet değişimini show izlercesine izlemek keyifli olabiliyor. Sonrasında isterseniz fotoğraf çekimine de izin var. Meydanın adı da Syntagma Meydanı, bilgimize.

Atina’ya gelmişken herkesin çok övdüğü Plaka’ya uğramamazlık edemezdik. Siz de eski severim, incik boncuk almadan bir şehirden ayrılamam, buzdolabımda oranın da magneti olsun derseniz buyurun efendim. Aynı zamanda çeşitli restoran, taverna tarzı yerler de mevcut. Tabi bu kadar az zamanda, yemek yemek, daha doğrusu yemeği beklemek çok zaman alacağı için biz tercih etmedik. Onun yerine hemen birşeyler atıştıralım, Yunan kahvesi (bildiğin Türk kahvesinin dev boyu) içelim derseniz tek adres veriyorum; Adrianou caddesinin tam ortasında diklemesine uzanan merdivenlerin olduğu sokaktaki Giasemi adlı cafe. Adamların kendine has tatlılarını yemek için yarım saat beklemek zorunda kalsak da memnun kaldık.

Processed with VSCO with hb1 preset
Atina – Meşhur merdivenli sokaklar

Bu kadar kısa sürede bu kadar yeri görebilmek için epey koşturmak gerekti. Yunanistan’da olduğumuza göre de sandaletimize sağlık deyip Yannis ile 45 dakikalık dönüş yolculuğumuz için taksiye döndük.

Processed with VSCO with hb1 preset
🙂

Ekstra Tur opsiyonu -> Dürüst olacağım, hiç tur mur almayın arkadaşlar, özellikle 3-4 kişilik bir grupsanız, taksiyle gezmek daha mantıklı gibi. Aynı yerleri gezip ( cidden tur detayı tam olarak yazdığım kadar), daha fazla para ödemek niye diye sorarım, tutumlu aile babası halime selam yollarım.

Mikonos – 7,5 saat

Evet, geldik şimdi en heyecanlı yere sanırım. Gemiden inip shuttle ile limandan 3 km ötedeki merkeze gelme kısmının bir  numarası olmasa da, “Little Venice” ismi verilen çakma Venedik’e gelindiğinde neredeyim ben diyor insan bir kere. “Ya abartma işte, beyaz evler falan” diyeni de duydum, “film seti bura ya” diyeni de. Hepsi doğru gibi olsa da tek bir şey kesin, büyüleyici bir ada.

Processed with VSCO with hb1 preset
Gemiden Mikonos beyazı

Mitolojiye göre deniz üstündeki kayalardan oluşan bu adanın zeminini oluşturan kayalar, Herkül’ün savaşıp yendiği devleri fırlatmasıyla oluşmuş kayalarmış.

Processed with VSCO with hb2 preset

Adanın duvarları beyaz, pencereleri farklı renklerde olan evlerinin aralarında, daracık sokaklarda dolaşmak cidden çok keyifli. İlk aşamada bir kaybolma durumu olsa da, sonrasında aynı sokaklara gezdiğini fark ediyor insan. Her sokakta fotoğraf çekilmeden geçmeyin, dövüyorlar nitekim. Bu sokaklarda aynı zamanda sanat galerileri, pahalı markaların mağazalarını bulmak mümkün. Parmak arası terliğiniz koparsa diye endişelenmeyin, Hermes’e girip hemen yenisini alabilirsiniz (Hayaller Hermes, gerçekler LCW).

Processed with VSCO with hb1 preset
Mikonos

Mikonos’ta bitki örtüsü namına bir şey yok. Tarih, müze falan da yok. Ne var burada derseniz, herkesin hep bir ağızdan söyleyebileceği şey “Eğlenceee” olur herhalde. Evet, burası kopma mekanı arkadaşlar. Adanın geçim kaynağı da bu. Cavo Paradiso’daki veya Super Paradise’daki gece/gündüz partilerine katılıp sabaha kadar eğlenmek herkesin istediği şey galiba. Tabi bizim gibi zaman kısıtı olan, gemisini kaçırıp mülteci durumuna düşme tehlikesi olanlar için, merkezdeki Scandinavian Bar gibi mekanlar çok daha uygun. Civardaki birçok mekana giriş de ücretsiz.

Processed with VSCO with hb1 preset
Mikonos

Biz yemek tercihimizi yine merkezde (meydan bir nevi), herkesi kesip hakkında konuşabileceğimiz, geçen ünlülerin çaktırmadan fotoğrafını çekebileceğimiz Familia’dan yana kullandık, rezervasyonsuz gelip, bankta bekleme geleneğini bozmadan. Tatlı için de İscream’e bir uğrayın derim.

Processed with VSCO with hb1 preset
Mikonos

Adanın simgesi haline gelen yel değirmenlerinden de bahsetmeden geçmek olmaz ki rüzgarı iliklerinize kadar hissedebileceğiniz yegane yer burası. Hemen alt kısmında da çapkınların karanlıkta buluştuğu bir alan var ki insan biraz tırsıyor geçerken. Mikonos duyulduğu üzere gayet  rahat bir ada. Kadın, erkek herkesi el ele dudak dudağa görmek mümkün.

Ekstra Tur opsiyonu -> Taverna’da tabak kırma, sandalyeyi üzerindeyken düşürme gibi turistik aktiviteyi kapsayan bir tur. Bu yaşta ne işimiz olur Allasen dedik ve yolumuza devam ettik.

Milos -> 9 saat

Liman vergisinin az olduğunu inandığım için getirildiğimizi düşündüğüm bir ada kendisi. Niye böyle söylüyorum? Çünkü özellikle bir İzmirli’nin görmediği bir coğrafya değil burası efendim. Bakınız Çeşme’de Delikli Koy’a, Kleopatra Koyu’na…Hepsi bir nevi Milos aslında (Turizmci olsam bu kadar överdim herhalde memleketimi).

Adayı İzmir coğrafyasından farklı kılan kısmı volkanik kökenli bir ada olması ve Girit ile Atina arasında bir coğrafyada yer alması. Bu yüzden sanırım her koydaki kayalar farklı renkteki güzellikte. Kaya rengi + deniz berraklığı görmek için gelenlere selam olsun.

Processed with VSCO with a6 preset
Milos

Gemiden indikten sonra adanın merkezinde yapılacak aktivite pek bir şey olmadığı için koylara gitmek en mantıklı aktivite oluyor. Tabi araç bulabilirseniz. Öncelikle toplamda 5 adet taksi var adada! Çağırdığınızda da gelmiyor. Çağırmasanız gelenlerden birine binmek isteseniz, adamlar devrecilik yapıyor orda da. Özetle taksiyi ilk aşama için unutalım. Gideceğiniz koya belli aralıklarda gelen otobüsler var. En mantıklısı onlara binip 2 euro karşılığında gitmek. Bir gün içinde en fazla 2 koya gitme hayaliyle yola çıkıp sırasıyla Sarakiniko ve Paliochori’ye ulaştık.

Processed with VSCO with hb1 preset
Milos – Sarakiniko

Sarakiniko tamamen bakir olan ve kireç kumuyla kaplı bir koy. Beyaz taşlar o kadar güzel ki, denizin yosunu, taşını görmüyor insan. Bu kadar doğal bir yerde tesis, restoran vs yok tabi.  Buraya otobüsle ulaşmak mümkün. Tabi geri dönmek için yine saatbaşı gelen otobüsleri beklemek lazım ya da bir arkadaşım gibi (kesinlikle ben değil) başkasının taksisini çalabilirsiniz (Affedin bizi, bir türlü kendi aralarında anlaşamayan ve 5 dakika boyunca kaprisleşen çiftler, daha fazla sizi bekleyemedik).  Sarakiniko’dan Paliochori’ye ulaşmak 10-15 dk sürüyor, taksi ücreti de 20 euro gibi bir şey. Tekrar merkeze uğrayıp öyle gitmek gerekiyor.

Processed with VSCO with hb1 preset
Milos – Sarakiniko

Paliochori koyu ise daha geniş ve kumluk bir alan. 2 adet restoran var. Şemsiyeler, şezlonglar, çıplaklar falan mevcut. Burada da kızıl kayaları görmek mümkün. Masmavi, berrak ve buz gibi suda da yüzmek güzel tabi. Tabi her gelişin bir dönüşü var ve bu dönüş bizi epey yordu. Abi, insan saatte bir otobüs koyar mı o kadar kalabalık bir sahile! Güneşin alnında, bekle Allah bekle, kızardık. Taksi çağırmak için restorandan destek istedik, onlar da konuştuktan sonra taksinin yarım saate gelebileceğini söyleyince otostop son çare dedik. Akdeniz insanıdır, alırlar bizi dedik ama yok! Yüzümüze bakmıyor adamlar! (Gözünü sevdiğimin Türkleri be!) En sonunda gelen bir taksiyi çalma yöntemini tekrar uygulayıp merkeze dönebildik.

Processed with VSCO with a5 preset
Milos – Paliochori

Taşıma alternatifi olarak ATV kiralamayı da düşünmek gerekirdi sanırım (Kimse demedi bize ne yapalım yani!). Günlük 20 euro’ya kiralayıp 2 kişi binmek mümkün. Böylece ikiden fazla koy görebilirsiniz. Şiddetle tavsiye ediyorum.

Gelmişken bir yorgunluk ouzo’su içmemek, balık yememek olmazdı! Arodo restoran da sağ olsun bizi hiç üzmedi. Balığın bir gözünü yemediğimiz kaldı, hepsi çok lezizdi.

Ekstra Tur opsiyonu –> Şiddetle katılın diyorum! Aynı koylara gidip, benzer restoranlarda yemek yeseniz de en azından yollarda helak olmayacaksınız. Trust me, i am an engineer! J

Tavsiyeler

  • Gemide tanışma ve tanıtım toplantısı oluyor, katılın derim, rahat edersiniz tur boyunca.
  • Mülteci durumuna düşmemek için gemi kalkış saatlerine dikkat!
  • Gemi içindeki anonsları dinlemek gerekiyor. Her dilde 50 kere yapıldığı için, kaçırmazsınız diye düşünüyorum.
  • Yunanistan’da çok acıkmadan yemeğe oturmak gerekiyor, adamların servis süresince epey beklenildiği için kuzu yiyecek mertebeye ulaşıyor insan.
  • Gemiden ayrılırken pasaportları almayı unutmayınız!